Atkı Bir Aksesuar Mıdır? Hayatımda Bir Yeri Var mı?
Kayseri’de bir sabah…
Sokaklar griye bürünmüş. Hava dondurucu bir soğukla yüzüme vuruyor, adımlarım karın içinde kayıyor. Üzerimde kocaman bir kaban ve rengârenk bir atkı. Kayseri’nin sabahları her zaman böyle olur. Ama bu sabah, biraz farklı. Düşüncelerim daha derin. Anılar daha canlı. Bu atkıyı ne zaman almıştım? Bunu düşündüm. Gerçekten aklıma bile gelmeyen bir şeydi bu. Yani, atkı aslında sadece bir aksesuar mıydı? Bu soruyu sormaya başladım ama cevabı hemen bulamıyorum.
Atkılar Bir Zamanlar Sadece Beni Sarmak İçin Vardı
Bazen insan, her şeyin anlamını kaybettiğini düşünür. Yaşamın karmaşıklığında kaybolur. Ama bir şeyler vardır, size seslenir. Öylesine basit, ama öylesine derin. O an, ben de bunu fark ettim. Atkı, aslında bir aksesuar değilmiş. Ya da belki de aksesuar kelimesi, onun bana verdiği hissiyatı tam anlamıyor.
Kayseri’deki kışlar soğuk olur. Herkesin dolabında birkaç tane atkı vardır. Ama benim atkım diğerlerinden farklıydı. Yıllar önce, annem bana o atkıyı almıştı. Üzerinde turuncu, yeşil ve kahverengi çizgiler olan, yumuşacık dokusu ile sarıldığında insanı en sıcak şekilde kucaklayan bir atkıydı. Anlatmak zor. Her sabah okula gittiğimde, annemin elleriyle sımsıkı sarıp sarmaladığı o atkı, aslında bana bir nevi “sen büyüdün, ama hala seni koruyacak bir şeyler var” mesajını veriyordu.
O atkıyı takarken, sanki annemin beni sarılışı her an üzerimdeymiş gibi hissediyordum. Hayatımda hiç başka bir şey bana o kadar güven verememişti. Bu bir aksesuar değildi. Bu, benim içimi ısıtan bir hatıra, her sabah tekrar bulduğum bir güven kaynağıydı.
Atkının Gerçek Değeri: Sadece Bir Parça Kumaş mı?
Bir gün, annem hastalandığında, atkıyı hep aynı şekilde takıyordum. Okula gitmeden önce onun odasına girip elini öpüyordum. Annem her zaman gülümsedi, ama gözlerinde bazen bir hüzün vardı. “Beni düşünme,” derdi, “sen hayatını yaşa.” Ama ben onu düşündüm. O atkı, bana her sabah “güven” veriyordu, ama aynı zamanda kaygı da yaratıyordu. O zamanlar fark etmedim, ama şimdi düşünüyorum da… O atkı, yalnızca beni koruyan bir sembol değilmiş, aynı zamanda büyümenin, zamanın geçmesinin bir simgesiydi.
Bir sabah, yıllar sonra annem artık o eski haline dönmüştü. Kırgınlıklar, hastalıklar, zor geçen yıllar… Her şey biraz daha derindi. Ama ben yine de atkıyı taktım. Bir şeyin farkına vardım. O atkı, aslında sadece bir aksesuar değildi; o, benim büyümemi izleyen ve beni her zaman sevgiyle saran bir “anıydı”. Belki de her şey sadece bir parça kumaş gibi görünse de, içindeki anlam her zaman başka bir yere uzanıyordu.
Atkı, Bazen Bizi Sarmaktan Fazlasıdır
Şimdi, 25 yaşındayım. Her sabah işe giderken, o eski atkımı hala takıyorum. İnsanın sevdiği şeyleri kaybetmesi, bir yandan çok korkutucu, bir yandan da hayatı daha değerli kılıyor. O eski günleri hatırlatıyor. Bu atkı, bana annemin sesini, gülüşünü, “iyi ki varsın” demesini hatırlatıyor. Bir zamanlar o atkıyı takarken, sanki annem hep yanımdaymış gibi hissediyordum. Şimdi, o atkıyı her taktığımda, bana hissettirdiği duygunun anlamını daha iyi anlıyorum.
Ve bir sabah, hava soğuk ve sisli, atkımı taktım. O eski, kahverengi-yeşil çizgili atkı… Kayseri’nin sokaklarında yürürken, artık tek bir şey düşünüyorum: “Atkı bir aksesuar mıdır?” Evet, o bir aksesuar olabilir. Ama aslında o atkı, bana bir hikaye anlatıyor. Birlikte büyüdüğüm, zamanla farklılaştığım ama yine de bir şekilde sımsıkı sarıldığım bir şey. Belki de, sadece vücudu ısıtmak için değildir bir atkı. Bazen, insanın ruhunu da ısıtır.
Beni Saran Anılar ve Atkılar
Hayatımda pek çok değişiklik oldu. Kayseri’deki kar kış, annemin hastalığı, büyümek ve bir yetişkin olmak. Ama şu an fark ediyorum ki, her şeyin içinde bir anlam var. Ve bazen en küçük şeylerde, en basit objelerde, en sıradan anılarda, insan kendini buluyor.
O eski atkıyı her taktığımda, hayatımın büyük bir parçası bana tekrar geri dönüyor. O anki hissiyatı tam olarak tarif edemem. Ama bildiğim bir şey var: Atkı, bana yalnızca soğuktan korumak için değil, aynı zamanda bir sevgiyi, bir güveni, kaygıyı, hatıraları hatırlatmak için de vardı.
Çünkü bazen bir atkı, duygularımıza sarıldığımız bir sarmal olur. Bizi geçmişimize bağlar, anılarımıza sokaklarda dolaşırken, düşüncelerimizin içine girer. Hayatımızda o kadar çok şey geçiyor ki; bazen küçük bir aksesuar, en büyük anlamı taşır.
O yüzden, bu sabah, atkıyı yine takarken, sadece bir aksesuar gibi düşünmedim. Onu takarken, annemi, yılları, hayatımı düşündüm. Bazen, bir şeyin değeri, yalnızca yüzeyine bakarak ölçülmez. Anlamını taşır o şey. Tıpkı bu atkı gibi…